28 Ağustos 2010 Cumartesi

Öğrencisiyle birlikte ağlayan hoca!..

Galiba geçen hafta salı günü…

Gazetemiz Genel Yönetmeni Osman bey ile birlikte gazetenin internet sayfasını güncellemek için ajans haberlerini tarıyorduk…

Bir de ne görelim..

MYO Öğretim Görevlisi sayın Bayram Bayrakçı’nın İletişim Fakültesine Fakülte sekreteri olarak atandığına ilişkin haber gözümüze çarpmaz mı ?.

Ne kadar sevindik bilemezsiniz.

Neden mi ?

Bayram bey, Osman bey’in 15 yıllık dostu, benim de yüksek okuldan hocamdı.

Yozgat medyası için son derece önemli olan ve bir an önce açılması sabırsızlıkla beklenen Üniversitemizin İletişim Fakültesine her yönüyle tanıdığımız birinin atanması bizi hem sevindirmiş, hem de mutlu etmişti.Bu atamadan dolayı B.Ü rektörü Prof.Sayın İnci Varinli’nin takdirle yadedilmesi gerekirdi.

Ama sözün doğrusu bu arada benim yüreğim yandı.. Bunun üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Fakülte Sekreterliği gibi sıradan bir atama neden yerel gazetelere haber olur?

Bunun cevabı Öğretim Görevlisi Bayram Bayrakçı’nın kendisinde gizlidir. Bu yazının ana konusu da öğrencisi olmakla gurur duyduğum öğretim görevlisi sayın Bayram Bayrakçının özelliklerini sizinle paylaşmak ve ahde vefamın gereği bir hakkı teslim etmek içindir.

Yıl 1996…

Erciyes Üniversitesi Yozgat Meslek Yüksek Okulu Halıcılık bölümü öğrencisiyim.

Bütün MYO öğrencileri gibi,istediği bölümlere yerleşememenin ezikliği, hoşnutsuzluğu, okula devam edip etmek arasında kararsızlığı ve berbat bir psikoloji içerisindeyim.

Okulun ilk haftasındayız.

Bazı hocalar, okul kurallarından, bazıları kendi derslerinin ne kadar önemli olduğundan ve çok ders çalışmalarının biz öğrenciler için faydalı olacağından gereğinden fazla bahsederek; zaten demolize olan psikolojimizi daha da olumsuzlaştırıyorlardı.

Dersin adını şimdi hatırlayamıyorum.

Meslek derslerimizden birinin ilk dersine Bayram hoca girdi…

Orta boylu, sıcak kanlı, gözlerinin içi gülen bir hoca…uyumlu kravat gömlek, şık takım elbise, boyalı ayakkabı ile hepimize “merhaba”dedi.

Ege şivesi, ama düzgün akıcı bir Türkçeyle kendisini tanıttıktan sonra ‘’Gençler, okulumuza hoş geldiniz, Halıcılık bölümünü tercih ettiğiniz için hepinizi tebrik ederim…’’ dedi.

Nihayet olumlu bir şeyle karşılaşmıştık. Halıcılık bölümünü seçmekle ne kadar isabetli bir iş yaptığımızı, buradan mezun olduktan sonra mutlaka güzel bir işimizin olacağını anlattı.

Bizi hemencecik Okula ve bölümümüze ısındırarak; tavsiyelerini sıraladı.

‘’Anne- Babalarınızın hayır dualarını alın, yaptığınız işin en iyisini yapın, profesyonel olun, alın terinizi yiyin, haksızlıklara tepki gösterin, toplam kaliteye sahip birey olma yolunda daima kendinizi donatın ve yenileyin’’.

MYO’ da okuduğum iki yıl boyunca ‘Bayram’ hoca derslerine daima zamanında girdi. Böbrekleri sürekli taş yaptığı için çoğu zaman ağrı çekerek; rapor almadan derslerini aksatmazdı.

Daima saat 8’ de atölyesini açmış ,çayını demlemiş, öğrencilerini bekliyor olurdu. Ders konularına mutlak hâkimiyeti vardı. Sorulan her soruyu mutlaka cevaplandırır, öğrenciyi tatmin ederdi. Zaten konusunda ilk ve tek kitap olan ‘’Meslek Yüksek Okulları İçin El Dokusu Halıcılık’’ adlı kitabın yazarı olması bunu kanıtıydı. (Bugün dahi Meslek Yüksek okulunda kitabın tamamını kendisi yazmış olan tek hocadır.)

Halı Malzeme Bilgisi gibi sıkıcı teorik dersleri bile, bitmesini hiç istemediğiniz bir şov tadında anlatırdı. Hele de ekonomi dersleri süperdi.

Bütün bunların dışında ‘Bayram’ Hoca,Yozgat halkı ile de iç içedir. Her kesimden tanıdığı, arkadaşı, dostu vardır.

Mesleği dışında yaşadığı topraklara katkı sağlamak adına öğrencileri ile birlikte okul çevresini ağaçlandırma çalışmalarında bulunmuştu (tahminim 10000 çam ağacının dikimine)vesile olmuştu. Ayrıca Yozgat’ın Orta öğretimdeki başarısızlık nedenlerini araştırılmasını amprik olarak yapmış ve bu çalışması da Milli Eğitim Dergisinde yayınlanmıştı.

Yukarıda yazdıklarım ortalama özellikler aşağı yukarı bütün hocalarda mevcuttur.

Bana göre “Bayram” hocanın daha farklı özelikleri vardı.

Aslında MYO’lu öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun hayatı bir dram, bir trajedi, her biri ayrı bir roman konusudur.

Her şeyden önce MYO öğrencileri, son derece fakir ailelerin evlatlarıdır ve müthiş derece ekonomik zorluklar içinde eğitim görürler. Halıcılık bölümü öğrencilerinin yüzde 90’nın mali durumu daha da kötüdür.

En fazla ders, meslek dersleri olduğu için sayın Bayram Bayrakcı bölümü ile bütünleşmeyi de başaran bir hoca özelliğine de sahip olmuştur. . Bütün öğrencilerin kaç kardeş olduklarını, babalarının ne iş yaptıklarını, ekonomik durumlarını, her yönüyle tanırdı. Her Ramazan ayında gruplar halinde öğrencilerini iftar yemeğine davet eder, bundan büyük keyif aldığını hissederdik. Öğrenci davetlerine ve aktivitelerine mutlaka katılırdı. Mezun olan öğrencileriyle dahi ilişkilerini hiç kesmediği gibi,onlar hakkında geribildirimler öğrenmeye devam ederdi.

Ekonomik durumu kötü olan arkadaşlarımız için burs bulmak, Bayram hocanın ayrı bir görevi idi. Tatil zamanlarında memleketlerine gidemeyen öğrenciler için bilet bulmak da yine onun görevi olmuştu. Kendisinin şahsi olarak verdiği bursları yazdığım takdirde bana kızacağını bildiğim için bu konuya teğet geçmek zorundayım.

Bu arada bir parantez açıp belirteyim ki elbette diğer öğretim görevlilerinin bir takım özellikleri olabilir. Eminim onlar da bu türden gayretler içinde öğrencilerine yardımcı oluyorlardır.

Bana göre Bayram hocanın bambaşka bir özelliği var.

Öğrencilik yıllarımda yaşadığım ve hiç unutmayacağım bir hatıramı anlatarak yazımı noktalamak istiyorum:

Günlerden bir gün hiç alışık olmadığımız üzere Bayram hoca dersine çok gecikmişti.

Doğrusu çok merak ettim ve odasına gittim.

Bir de ne göreyim.

Bayram hoca benim de çok yakın arkadaşım olan ve fiziki engelli bir arkadaşımız ile birlikte hüngür hüngür ağlıyorlardı.. Bir süre sonra ikisi de göz yaşlarını silmiş,yüzlerini yıkamış halde derse geldiler. Ders bitti, teneffüs arasında arkadaşıma sordum:

Neden ağlıyordunuz kötü bir şey mi oldu?

“Evet” dedi oldu ama şimdi “iyiyim” dedi.

Merakımı yenemedim”Ne oldu?” diye tekrar sordum.

Cevabı ilginçti:

“Annem rahatsızlanmış, Çok üzüldüm. Durumu Bayram hocaya anlattım. Dertleştik. Doğal olarak ağladık. Ama şimdi daha iyiyim”dedi.

* * *

Eminim Bayram hocam yeni görevinde çok başarılı olacaktır.

Hiç kuşkum yok ki; üniversitemizin iletişim camiasına o mükemmel ve insancıl iletişim karekteriyle büyük katkılar sağlayacaktır.

Ama Bayram Hocamın Yozgat MYO’daki öğrencileri, kendileriyle acılarını da gözyaşlarıyla paylaşabilecek bir başka hoca bulacaklar mı? Bundan hiç emin değilim…

Emin olduğum tek şey, MYO mükemmel bir insanı ve deneyimli bir akademisyenini kaybettiğidir.

Bayram hoca önce güzel bir insan,sonra da iyi bir hoca idi.

Ve benim de öğrencilik anılarımın en yetkin aktörü..

O artık, bize o unutulmaz anıları yaşatan Bayram hoca o okulda yani bizim okulumuzda olmayacak artık..

İşte, belki de bu yüzden bu satırları yazarken bir an için yüreğim yandı,anılarım hayıflandı..

Yüksek okul sonrası üniversite yaşamında iletişim öğrencilerine de nice anlamlı anılar yaşatman dileğiyle yolun açık,başarıların daim olsun sevgili bayram hocam…

19 MART 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder