28 Ağustos 2010 Cumartesi

Yozgat - Viyana hattı

VİYANA : Avusturya'nın başkenti ve en büyük şehri, aynı zamanda ülkenin 9 eyaletinden yüzölçümü bakımından en küçüğü. Yaklaşık 1.650.000 nüfusuyla ülkenin en kalabalık kenti, çevre ilçeleriyle birlikte Viyana'da yaklaşık iki milyon insan yaşar ki bu da Avusturya nüfusunun yaklaşık dörtte biridir. Nüfus bakımından Viyana Avrupa Birliği'nin en büyük onuncu kentidir. Birleşmiş Milletler bürosuyla Viyana Birleşmiş Milletler’in dört resmi merkez temsilciliğinden birine sahiptir. Kentte bulunan diğer önemli uluslararası kuruluşlar OPEC, AGİT ve Uluslararası Atom Enerjisi Örgütü'dür (IAEO).
Viyana hakkında daha çok bilgi vardır ama birkaç cümle ile Viyana’yı bu şekilde tarif edebiliriz.
Avusturya’daki Türk nüfusu ise Yugoslavlardan sonra ikinci sırada yer alıyor. Türk nüfusun çoğunluğunu ise Şefaatli’den, Akdağmadeni’nden, Sarıkaya’dan, Boğazlıyan’dan Sorgun’dan giden Yozgatlı gurbetçilerimiz oluşturmakta.
Bunun büyük bir göstergesi olsa gerek Avusturya’nın Ankara büyükelçisi bir çok defa Yozgat’ı ziyaret edişi.
Viyana’da düzenlenen ‘Yozgatlılar gecesi’ katılan Yozgatlı bürokratlar ise oradaki vatandaşlarımıza yalnız olmadıkları mesajı vermiş, geceye katılan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Türk vatandaşlarına, ''Yaşadığınız ülkenin vatandaşı olmanızı önemsiyoruz. Aslınızı inkar etmeden, kültürünüzden kopmadan yaşadığınız ülkenin vatandaşı olmalısınız'' demişti.
Yozgatlı olarak, Avusturya’da özellikle başkent Viyana’da irili ufaklı kuruluşlarıyla kültürünü kaybetmeyen vatandaşıyla önemli bir yerimiz var.
Artık bu durum daha da ileri boyutlara taşımalıyız.
Nasıl mı ?
Kardeş Şehir projesiyle.
Kardeş şehir, demek coğrafik olarak uzakta olan yerleşim yerlerinin, kültürel ve ticari alışveriş amacıyla oluşturdukları birlikteliktir.
Avusturya’da “kardeş şehir” sistemi olmamasına rağmen bu durum “Özel Dostluk Anlaşması” ile daha da etkin hale getirilebilmekte.
Viyana Büyükşehir belediyesi tarafından da olumlu adımlar atıldığı oradaki Avusturyalı bürokratlar tarafından Kardeş Şehir projesinin dile getirildiğini biliyoruz.
Bu konuda başta Milletvekillerimiz ve Valilik olmak üzere Belediyemize, Üniversitemize, özellikle de Ticaret ve Sanayi Odası ile Sivil Toplum Kuruluşlarına çok iş düşmekte. Avusturya’ya yapılacak ziyaretlerde daha sıkı temeller atılarak kuvvetli bir bağ kurulmalı.
Avrupa Birliği’ne girme sürecinde önemli adımların atıldığı ülkemizde Yozgat olarak böyle bir anlaşma ile Avrupanın en köklü, şehirleşme ile kültürünü bir arada yaşatabilen bir kent ile kardeş şehir olmamız bize bir çok şey kazandıracaktır.
Olası bir anlaşma bir çok yeniliği de beraberinde getirecektir. Kültürel iletişim gelişecektir. Buradaki Avusturyalılar da Yozgat’taki faaliyetler için ayrı ayrı izin almaya gerek duymadan sanatsal ve üniversite bazında faaliyetler yapılabilecek duruma gelir. Tarihin gün yüzüne çıkarılmasından Tarım’a, ekonomiden, özellikle şehirciliğe kadar geniş bir alanda bilgi paylaşımının artacağı da mutlaktır.
Bozok üniversitesinin, Viyana’daki üniversitelerle yapacağı işbirliğini kültür alışverişinin meyvelerini düşünebiliyor musuz?
Hele de ekonomik açıdan karşılıklı işbirliklerinin sonuçları ve hibelerin önünün açılacak olması iyi yönde yeni bir ivme olarak değerlendirilebilir
Viyana’da gerçekten iyi şeyler yapabilme arzusu içinde bir çok fedakarlık kaçınmayacak, geçmişte de bunu göstermiş Yozgatlı Sivil Toplum kuruluşları ve bireysel olarak emeğini esirgemeyecek Yozgatlı hemşehirimiz var. Viyana’daki toplantı sonrasındaki gezilerde görüldü ki Yozgatlılar, Viyana’da iyi işler yapıyor. Bu ve Avusturya’daki Yozgatlı nüfusun avantajı zaman geçmeden kullanılmalı.
Viyana’ile Yozgat’ın “Kardeş Şehir” olma konusu gündeme alınmalıdır.

16 AĞUSTOS 2010

İyi bir fırsattı

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün ziyaretiyle yoğun bir trafik yaşandı Yozgat’ta. Aslında gelişi sürpriz oldu. Yozgat’ta bir dizi ziyaret ve incelemelerde bulunmak üzere gelmişti Cumhurbaşkanı Sayın Gül.
Yozgat’a 20 yıl sonra gelen ilk Cumhurbaşkanı..
Şöyle bir geçmişe baktığımızda Sayın Gül, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce Dışişleri Bakanı olarak Sorgun mitingine katılmış. Sorgun’u ‘Termal Turizm merkezi’ ilan etmiş ve bir dizi açılış yaparak Sorgun’dan ayrılmıştı. Bu mitingde Cumhurbaşkanlığı konusununun dile getirilmesinden rahatsız olanlar olduğunu söyleyip “Çankaya benim değil, bütün milletimizin olacak, bütün halka açık olacak. Sadece belli çevrelere değil, tüm millete açılacak” diyerek cevap vermişti. Bu sözler O dönemde CHP milletvekili adayı olarak seçimlere katılan ve “Yozgatlı Lütfullah mı, Kayserili Abdullah mı?” pankartıyla dikkat çeken Lütfullah Kayalar’ın pankartına da cevap olarak algılanmıştı. Sorgun çevresininin milletvekili olduğunu söyleyen Sayın Gül, Sorgunlulara sıcak mesajlar vermiş ve bir adım atmıştı.
Yozgat ziyaretinden önceki iki gün Çorum’u ziyaret eden Cumhurbaşkanı sayın Gül , hemen yanıbaşımızdaki , bizim turizm açısından kendimize pek de pay çıkaramadığımız Alacahöyük’ü ziyaret etmiş ve Çorum’da bir gece de kalmıştı. Çorum Milletvekilleri ve STÖ’lerinin iyi hazırlandığı bu ziyaret çerçevesinde Çorumlular’ın isteği ‘Tren Hattı’nın gündeme alınması çalışmalarına başlanması talimatı verdi. Çorumlulara atılan sıcak adımlar ise meyvesini vermeyi başlamıştı bile..
İlimize sürpriz bir ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün gelişi büyük bir şanstı bence. Ve sıcağı sıcağına değerlendirilmeliydi. Bozok Üniversitesi’nin gelişimi açısından karşılıklı samimi sözler verildi.
Ama Üniversite ve halihazırdaki yatırımlar dışında yeni projeler dile getirilemedi.. Bizim halihazırda destek isteyeceğimiz projelerimiz olabilseydi belki bu konuda destek istenirdi. ‘Gelişim vizyonu’ kapsamında bu gibi durumlarda sunulacak birkaç projemiz olsa fena mı olur?
Cumhurbaşkanı sayın Gül, Sorgun mitinginde olduğu gibi bu sefer Yozgatlı’lara ciddi manada samimi adımlar attı. Yozgat’a yapılacak bütün yatırımların yakından takip etme ve destekleme sözü veren Fahri hemşehrimiz Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül’e Yozgat’ı unutturmamak ve yeni projelerle dolu adımlarla gitmek gerektiğini düşünüyor ve öneriyorum.

12 HAZİRAN 2010

Üniversite ve kültürel değişim

Bozok Üniversitesi’nin kurulmasıyla birlikte kent merkezinde ve az da olsa ilçelerdeki hummalı çalışmalar hepimizin dikkatini çekmiştir. Birbiri ardına açılan fakülteler şimdiden öğrencilerini beklemeye başladı bile.

Aynı yıllar içerisinde kurulan üniversiteler arasında faaliyetleriyle ve özellikle Tıp Fakültesiyle büyüme konusunda büyük bir ivme kazanan üniversitemiz hepimizin göğsünü kabartıyor. Yozgat, yavaş yavaş üniversite şehri olma yolunda bir çok adımı attı diyebiliriz.

Şehrimizdeki mevcut öğrencilere yeni gelecekleri ve ikinci öğretim öğrencilerini de eklersek büyük bir öğrenci potansiyeline sahip olacağız demektir..

Yani Yozgat, ekonomiden kültüre bir çok alanda öğrenci etkisi altına girecektir.

Türkiyenin her bölgesinden gelecek binlerce öğrenci sizce yanlarında neler getirecek.

Bence en önemli şey : Her bir öğrenci memleketlerinin kültürlerini getirecekler.

Birleştikler tek nokta ne oluyor?
Yozgat !

Tam da burada bir sorun var aslında.

O kadar örf ve adetin birleşeceği yerde yaşayan evsahibi bizler buna ne kadar hazırız.

Çalışmamız gereken bir çok ödev var gibi.

Ekonomiden, kültüre..

Yakın zamana kadar öğrenciye ev kiralamayan ev sahibi artık bu düşünceden vazgeçmiş gözüküyor. Boy boy öğrenciye kiralık daire ilanlarını görüyoruz duvarlarda.

İş yeri sahipleri artık öğrencinin beğenisine ve onların kültürlerine göre satış yapacakları yeni arayışlar içinde..

Önceden pek de görmediğimiz çeşit çeşit canlı müzik kafeler, lokantalar, giyim mağazaları boy gösteriyor.

Bu gibi mekanlarda part time çalışan öğrenciler azımsanmayacak kadar fazla.Öğrenci kendine hizmet de ediyor yani.

Esnaf kışın öğrenciye yazın ise gurbetçiye yönelik pazarlama stratejisini belirlemiş gözüküyor.

Bu işin ekonomik yanı diyebiliriz..

Ya kültürel durum?

Öğrenci, memleketinden ayrılmış, hem eğitim mücadelesi hem de şehre adapte olabilme çabası altında..

Ama gerçek şu ki bu ikilem arasında apayrı bir durum ortaya çıkıyor.

Üçüncü jenerasyonda başka bir yaşam şekli apayrı bir kültür anlayışı sözkonusu..

Ne gelen öğrenci kendi kültürünü tam yansıtıyor, ne de yerli halkın ananelerine uyuyor..

Bir bocalama devresi başlıyor..

Hani gurbetçilerimiz gibi : “Almanyada yabancı, Memleketinde almancı..”

Bu aşamada ileride yerli halkı oluşturacak gençlerimiz nasıl etkileniyor peki ?

Şehrin liseli öğrencilerinin peşinin bırakmayan kontrolsüz internet, TV dizilerinin özentisiz yaşamlarına heves, “arabesk mi dinleyim pop mu ?” derken apayrı bir şekle bürünen yaşam tarzına bir de üniversite öğrencisinin farklı kültürleri eklenince durum iyice içinden çıkılmaz hale geliyor.

Şehrin kendine özgü yaşam şekli adım adım değişiyor sanki.

Bu durumu daha önceleri yaşamış bizlerle hemen hemen aynı kültürlere sahip çevre illere baktığımızda ise ; mesela Niğde'ye, Aksaray'a..

Önceleri bu kentler öğrenci ile ekonomik açıdan bir kıpırdanma içine giriyor. Sonra öğrenciye ayak uydurmaya çalışan gençlerin ve yerel halkın değişimi o kentin kültürünü sadece miadlı evraklar gibi zamanı gelince hatırlanan unsurlar olup çıkarıveriyor.

Yozgat şu zamanlarda tam bu ince çizgide.

Hızla gelişen üniversiteye sevinirken, liseli gençlerimizin apayrı bir kültüre kendilerini bırakmaması gerekiyor.

Bu ödev de ebeveynlere ve şehrin yerel bürokratlarına düşüyor.

Yerel halk ve üniversite öğrencisi arasındaki hassas nokta iyi ayarlanmalı.

Yozgat'ta eğitimini alıp, kendi kültürünü bize tam anlamıyla tanıtamayan öğrenci modeli yerine iki kültür arasında kalmayan, kendini anlatan bizi anlayan öğrenci tipi oluşturulmalı.

Buradaki 4 ile 6 yılını doldurup Türkiye’nin dört bir yerine gittiğinde yerel halkın bozulan yaşam şeklini değil ilimizin değişmemiş kültürünü anlatan öğrenciler Yozgat’ın tanıtımını yapan fahri hemşehrilerimiz olabilirler.

Öğrencileri tanımalı, oldukları gibi kabul etmeli, örf ve adetlerimizi değiştirmeden kültürümüzü onlara tanıtarak yanlarında olmalıyız.

28 NİSAN 2010

Öğrencisiyle birlikte ağlayan hoca!..

Galiba geçen hafta salı günü…

Gazetemiz Genel Yönetmeni Osman bey ile birlikte gazetenin internet sayfasını güncellemek için ajans haberlerini tarıyorduk…

Bir de ne görelim..

MYO Öğretim Görevlisi sayın Bayram Bayrakçı’nın İletişim Fakültesine Fakülte sekreteri olarak atandığına ilişkin haber gözümüze çarpmaz mı ?.

Ne kadar sevindik bilemezsiniz.

Neden mi ?

Bayram bey, Osman bey’in 15 yıllık dostu, benim de yüksek okuldan hocamdı.

Yozgat medyası için son derece önemli olan ve bir an önce açılması sabırsızlıkla beklenen Üniversitemizin İletişim Fakültesine her yönüyle tanıdığımız birinin atanması bizi hem sevindirmiş, hem de mutlu etmişti.Bu atamadan dolayı B.Ü rektörü Prof.Sayın İnci Varinli’nin takdirle yadedilmesi gerekirdi.

Ama sözün doğrusu bu arada benim yüreğim yandı.. Bunun üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Fakülte Sekreterliği gibi sıradan bir atama neden yerel gazetelere haber olur?

Bunun cevabı Öğretim Görevlisi Bayram Bayrakçı’nın kendisinde gizlidir. Bu yazının ana konusu da öğrencisi olmakla gurur duyduğum öğretim görevlisi sayın Bayram Bayrakçının özelliklerini sizinle paylaşmak ve ahde vefamın gereği bir hakkı teslim etmek içindir.

Yıl 1996…

Erciyes Üniversitesi Yozgat Meslek Yüksek Okulu Halıcılık bölümü öğrencisiyim.

Bütün MYO öğrencileri gibi,istediği bölümlere yerleşememenin ezikliği, hoşnutsuzluğu, okula devam edip etmek arasında kararsızlığı ve berbat bir psikoloji içerisindeyim.

Okulun ilk haftasındayız.

Bazı hocalar, okul kurallarından, bazıları kendi derslerinin ne kadar önemli olduğundan ve çok ders çalışmalarının biz öğrenciler için faydalı olacağından gereğinden fazla bahsederek; zaten demolize olan psikolojimizi daha da olumsuzlaştırıyorlardı.

Dersin adını şimdi hatırlayamıyorum.

Meslek derslerimizden birinin ilk dersine Bayram hoca girdi…

Orta boylu, sıcak kanlı, gözlerinin içi gülen bir hoca…uyumlu kravat gömlek, şık takım elbise, boyalı ayakkabı ile hepimize “merhaba”dedi.

Ege şivesi, ama düzgün akıcı bir Türkçeyle kendisini tanıttıktan sonra ‘’Gençler, okulumuza hoş geldiniz, Halıcılık bölümünü tercih ettiğiniz için hepinizi tebrik ederim…’’ dedi.

Nihayet olumlu bir şeyle karşılaşmıştık. Halıcılık bölümünü seçmekle ne kadar isabetli bir iş yaptığımızı, buradan mezun olduktan sonra mutlaka güzel bir işimizin olacağını anlattı.

Bizi hemencecik Okula ve bölümümüze ısındırarak; tavsiyelerini sıraladı.

‘’Anne- Babalarınızın hayır dualarını alın, yaptığınız işin en iyisini yapın, profesyonel olun, alın terinizi yiyin, haksızlıklara tepki gösterin, toplam kaliteye sahip birey olma yolunda daima kendinizi donatın ve yenileyin’’.

MYO’ da okuduğum iki yıl boyunca ‘Bayram’ hoca derslerine daima zamanında girdi. Böbrekleri sürekli taş yaptığı için çoğu zaman ağrı çekerek; rapor almadan derslerini aksatmazdı.

Daima saat 8’ de atölyesini açmış ,çayını demlemiş, öğrencilerini bekliyor olurdu. Ders konularına mutlak hâkimiyeti vardı. Sorulan her soruyu mutlaka cevaplandırır, öğrenciyi tatmin ederdi. Zaten konusunda ilk ve tek kitap olan ‘’Meslek Yüksek Okulları İçin El Dokusu Halıcılık’’ adlı kitabın yazarı olması bunu kanıtıydı. (Bugün dahi Meslek Yüksek okulunda kitabın tamamını kendisi yazmış olan tek hocadır.)

Halı Malzeme Bilgisi gibi sıkıcı teorik dersleri bile, bitmesini hiç istemediğiniz bir şov tadında anlatırdı. Hele de ekonomi dersleri süperdi.

Bütün bunların dışında ‘Bayram’ Hoca,Yozgat halkı ile de iç içedir. Her kesimden tanıdığı, arkadaşı, dostu vardır.

Mesleği dışında yaşadığı topraklara katkı sağlamak adına öğrencileri ile birlikte okul çevresini ağaçlandırma çalışmalarında bulunmuştu (tahminim 10000 çam ağacının dikimine)vesile olmuştu. Ayrıca Yozgat’ın Orta öğretimdeki başarısızlık nedenlerini araştırılmasını amprik olarak yapmış ve bu çalışması da Milli Eğitim Dergisinde yayınlanmıştı.

Yukarıda yazdıklarım ortalama özellikler aşağı yukarı bütün hocalarda mevcuttur.

Bana göre “Bayram” hocanın daha farklı özelikleri vardı.

Aslında MYO’lu öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun hayatı bir dram, bir trajedi, her biri ayrı bir roman konusudur.

Her şeyden önce MYO öğrencileri, son derece fakir ailelerin evlatlarıdır ve müthiş derece ekonomik zorluklar içinde eğitim görürler. Halıcılık bölümü öğrencilerinin yüzde 90’nın mali durumu daha da kötüdür.

En fazla ders, meslek dersleri olduğu için sayın Bayram Bayrakcı bölümü ile bütünleşmeyi de başaran bir hoca özelliğine de sahip olmuştur. . Bütün öğrencilerin kaç kardeş olduklarını, babalarının ne iş yaptıklarını, ekonomik durumlarını, her yönüyle tanırdı. Her Ramazan ayında gruplar halinde öğrencilerini iftar yemeğine davet eder, bundan büyük keyif aldığını hissederdik. Öğrenci davetlerine ve aktivitelerine mutlaka katılırdı. Mezun olan öğrencileriyle dahi ilişkilerini hiç kesmediği gibi,onlar hakkında geribildirimler öğrenmeye devam ederdi.

Ekonomik durumu kötü olan arkadaşlarımız için burs bulmak, Bayram hocanın ayrı bir görevi idi. Tatil zamanlarında memleketlerine gidemeyen öğrenciler için bilet bulmak da yine onun görevi olmuştu. Kendisinin şahsi olarak verdiği bursları yazdığım takdirde bana kızacağını bildiğim için bu konuya teğet geçmek zorundayım.

Bu arada bir parantez açıp belirteyim ki elbette diğer öğretim görevlilerinin bir takım özellikleri olabilir. Eminim onlar da bu türden gayretler içinde öğrencilerine yardımcı oluyorlardır.

Bana göre Bayram hocanın bambaşka bir özelliği var.

Öğrencilik yıllarımda yaşadığım ve hiç unutmayacağım bir hatıramı anlatarak yazımı noktalamak istiyorum:

Günlerden bir gün hiç alışık olmadığımız üzere Bayram hoca dersine çok gecikmişti.

Doğrusu çok merak ettim ve odasına gittim.

Bir de ne göreyim.

Bayram hoca benim de çok yakın arkadaşım olan ve fiziki engelli bir arkadaşımız ile birlikte hüngür hüngür ağlıyorlardı.. Bir süre sonra ikisi de göz yaşlarını silmiş,yüzlerini yıkamış halde derse geldiler. Ders bitti, teneffüs arasında arkadaşıma sordum:

Neden ağlıyordunuz kötü bir şey mi oldu?

“Evet” dedi oldu ama şimdi “iyiyim” dedi.

Merakımı yenemedim”Ne oldu?” diye tekrar sordum.

Cevabı ilginçti:

“Annem rahatsızlanmış, Çok üzüldüm. Durumu Bayram hocaya anlattım. Dertleştik. Doğal olarak ağladık. Ama şimdi daha iyiyim”dedi.

* * *

Eminim Bayram hocam yeni görevinde çok başarılı olacaktır.

Hiç kuşkum yok ki; üniversitemizin iletişim camiasına o mükemmel ve insancıl iletişim karekteriyle büyük katkılar sağlayacaktır.

Ama Bayram Hocamın Yozgat MYO’daki öğrencileri, kendileriyle acılarını da gözyaşlarıyla paylaşabilecek bir başka hoca bulacaklar mı? Bundan hiç emin değilim…

Emin olduğum tek şey, MYO mükemmel bir insanı ve deneyimli bir akademisyenini kaybettiğidir.

Bayram hoca önce güzel bir insan,sonra da iyi bir hoca idi.

Ve benim de öğrencilik anılarımın en yetkin aktörü..

O artık, bize o unutulmaz anıları yaşatan Bayram hoca o okulda yani bizim okulumuzda olmayacak artık..

İşte, belki de bu yüzden bu satırları yazarken bir an için yüreğim yandı,anılarım hayıflandı..

Yüksek okul sonrası üniversite yaşamında iletişim öğrencilerine de nice anlamlı anılar yaşatman dileğiyle yolun açık,başarıların daim olsun sevgili bayram hocam…

19 MART 2010

Yetenek sizsiniz !

Son haftalarda ulusal TV kanallarından birinde “Yetenek sizsiniz Türkiye” isimli bir program izlenme rekorları kırıyor.
Konsept olarak kendilerini diğer insanlardan farklı yeteneklere sahip olduklarını düşünen kişi veya gruplar sahneye çıkarak becerilerini 3 kişiden oluşan jüri üyesine sunuyor.
Ve bir üst tura çıkma savaşı veriyorlar.
Ne alaka diyebilirsiniz.
Yozgat'ta da kendi çapımızda bize özgü yetenekler geliştirdik desem !
Sanırım, “Ne gibi yetenekler” diye sorduğunuzu duyuyor gibiyim.
Çoğu İl’de göremeyeceğimiz ama bizim gayet rahat yapabildiğimiz yetenekler..
Geçim derdiyle boğuşan memuru, emeklisi, öğrencisi..
Genelde siyasiler tarafından pek hatırlanmayan..
Hatırlanmadığını pek de hatırlatma yoluna gitmeyen seçmenin yeteneği mesela..
Eğitim sistemindeki eksikliklerin her zaman dile getirildiği günümüzde kentimizde varolan 3-4 dershaneye bütün borcun harcın içinde her yıl 1,5-2 bin lira arasında para bulup buluşturan ve çocuğunu dershaneye gönderebilmeyi beceren vatandaş sizce yetenekli değil mi?
Suyun en pahalı olduğu illerden birinde yaşayıp her yıl fahiş miktardaki su zamlarına hiç itiraz etmemek..
Ani gelişen hava koşullarında yaşanan elektrik kesintileri sonucunda yanan TV'sini, bozulan bilgisayarını düşünmeyip, eskileri hatırlayarak "Bir zamanlar lüküs lamba ile otururduk" diye nostaljilere dalmak sizce özel bir yetenek değil de nedir ?
Doğalgaz şehrimize gelecek düşüncesiyle yolların delik deşik edilmesini, yaşanan onca sıkıntıyı maziye gömmek...
Emeklisinin, memurunun, işçisinin maaşını ayın 15-25'i arasında aldığı Yozgat'ta her ne hikmetse doğal gaz kullanım bedellerinin ayın 8 ile 14'ü arasında tahsil edilmesine hemen hemen herkesin hiç bir tepki vermemesi de bence ayrı bir yetenek.
İl merkezinde, Sorgun'da, Yerköy’de uzayan bu doğal gaz ücretini ödeme kuyruğu yaşı 40'ın üzerindekilere hangi anılarını hatırlatıyordur kim bilir.
En işlek caddemizde yürürken çevresini hiçe sayarak adab dışı cümlelerle birbirlerine şaka yapanlara ses çıkarmamak “gençtir” deyip geçmek..
¨ ¨
İl ve ilçe bazında en büyük sıkıntı işsizlik..
Organize sanayimizde teker teker fabrikalar kapanıyor..
Temeli atılan ama bitirilemeyip yarıda kalan, atıl hale gelmiş tesislerin durumu insanı üzüyor..
Organize sanayimizin hali böyleyken Sorgunlu işadamlarının Afrika’ya yatırım yapması…
Büyük yetenek değil mi ?!..
Yetenekliyiz işte öyle..
Jüri üyesi olsanız ne dersiniz ?
Sizi bilmem ama ben “olur” derim..
Büyük maharettir, bu ve bunun gibi örneklere adapte ve konsantre olmak..
Sessiz kalmak..
Büyük maharettir..
Özel yetenek ister, yetenek!
İzlenme rekorları kıran TV programının arka fonunda aynen şöyle yazmıyor mu :
"YETENEK SİZSİNİZ TÜRKİYE"

12 ŞUBAT 2010

5 Ocak 2010 Salı

Grileşen Yozgat

Millet olarak doğayı daima sevmişizdir.

Belki de Yozgat’ın kentsel yapılaşmasındaki seçiminin gizli bir etkenidir Çamlık!..

Nohutlu tepe ve Çamlık arasında kurulu, yayla havası olan, şimdilerde ise bu dar alana sığmayan, birbiri ardına yükselen yeni yapılarla yeşilden griye dönen silüeti ile Yozgat!

Öylesine hızlı gelişiyor ki...

Her gelişmeye hazırlıksız yakalanıyor şehir.

Alt yapı ve medeniyetin en önemli göstergesi yollar dayanamıyor bu hıza.

Yozgat’ın silüetinin en önemli varlıklarından tek katlı bahçeli evler yerini bir bir beton yapılara bırakıyor.

Hacı İhsan’ın tek katlı evini müteahhide verdiğini iki de ev alacağını duyan komşusu Mustafa emmi beklemeye başlıyor.. “Belki benim evi de alırlar da bir ev, bir de dükkan verirler” diye.

Çocukluğunun geçtiği ve tüm anılarını yaşadığı evine kıyamıyor aslında Mustafa emmi ama ne yapsın.

Ekonomik olumsuzluklar şehrin görüntüsündeki griliğe bir de onun evini eklemek durumunda.

Ne yapsın ? Doğalgaz gelmiş şehrine, alamıyor Mustafa emmi..

Hadi parasını denklese bile, belki de evi su koyuverecek “eskiyim doğal gaz ile ısınamam” diye.

İpin ucu bir yerlerden kaçıyor işte. Eskiler yerini yeniye bir şekilde bırakıyor. Şehrin çarpık kentleşmesine bir de o ortak oluyor.

Basamak basamak apartmanlar yükseliyor şehirde !

Bir düzen bir güzellik olsa; anlarsınız..

Ama nerde ? Adım atsan yan apartmandaki komşunun balkonuna geçilecek nerdeyse !

¨ ¨

Giderek grileşen ve betonlaşan kentimizde çevreyi güzelleştirme çabaları sonucunda bir ara E-88 karayolunun kent içinden geçen bölümünün kenarındaki binalar boyanmış, sarraflar caddesindeki iş yerleri makyajlanmıştı..

Bu ve diğer benzeri düzenlemeler gözönündeki mekanlada uygulandı.

Ya sahnenin arkası !

Merkezin dışındaki mahallelerde uygulanan projelerin teoride sorunsuz olması uygulamanın da aynı olacağını göstermiyor.

Mesela, bundan 2-3 ay önce Belediyenin 2 mahallede çöpleri “çöp poşeti” ile toplama çalışmasına şimdi bir bakalım.

Bu çerçevede yol kenarındaki çöp konteynırları toplandı ve yerlerine kaldırım taşlarından 4-6 metrekarelik 30 cm yüksekliğinde çöp havuzları yapıldı.

Sözde tüm çöpler poşetlenerek buralara bırakılacaktı ama öyle mi oldu?

Hafif bir rüzgarda uçuşan çöp poşetleri, başıboş kedi ve köpeklerin rahatlıkla karıştırabildiği bu yerler, görüntü açısından da kente ayrı bir çirkinlik getirmedi mi?

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan vatandaş ayrıca bu çöp poşetlerine para ayırmak istemiyor.

Çözüm olarak da marketlerden yapılan alışverişlerin poşetleri kullanılıyor. Böylelikle rengarenk poşet çöplükleri oluşuyor, caddeler boyunca.

Artık toplayan da baba kuvvetiyle sarılıyor küreğe..

Domuz gribinden korkulan, bulaşıcı hastalıkların cirit attığı bir dönemde bu alanlara bırakılan çöpler sağlık yönünden büyük tehlike oluşturmakta.

Ne zabıta denetimi.. Ne de sağlık !

Kentteki tüm düzensizlikler kimin umurunda ki ?

¨ ¨

Şehrin gelişmesinde bir çarpıklık zinciridir gidiyor..

İki yüz çıkıyor ortaya…

Biri görüneni...

Öbürü görünmeyeni…

Akıllarda kalan ise; görünen yerlere yapılan makyaj ve görünmeyen kısımdaki aksaklıkları görüp de görmesi gerekenlere göstermeyenler...

¨ ¨
2010 yılında daha da duyarlı bir toplum olma dileğiyle mutlu seneler.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Biz, kültürel, doğal ve tarihi varlıklarımızın farkında mıyız?

27 Kasım 2009 tarihinde Yozgat gazetesinde yayınladığım köşe yazım

http://www.yozgatgazetesi.com/yazarlar.asp?yazar=18&yazi=768

Biz, kültürel, doğal ve tarihi varlıklarımızın farkında mıyız?

Şehir efsanesi midir yoksa gerçekmi bilinmez. Ama Japonya’nın ileri gelen ilim adamları Türkiye’yi ziyaretlerinde “Çanakkale Zaferi gibi bir zaferimiz olsa şuanda dünyanın hakimi biz olurduk” demişler.
Japonya’da ilköğretim öğrencilerine her şeyden önce atom bombalarının atıldığı Hiroşima ve Nagasaki’ye götürülerek tarihte atalarının neler yaşadığı ve neler yapmaları gerektiği anlatılıyor.
¨ ¨
Yerinde, görerek, yaşayarak öğrenmenin önemi çok büyük.
Yozgat’ın da bir çok değeri var.
Mesela Çanakkale denilince hemen her Yozgatlı’nın aklına gelen Kınalı Hasan daha sonra Nida Tüfekçi, Hüzni Baba, Abbas Sayar, Milli Şehit Kaymakam Kemal.
Büstleri yapılarak ölümsüzleştirilme çabaları olumlu..
Ama hangimiz o trafik karmaşasında zaman bulup Nida Tüfekçi’nin heykelini inceleyebiliyoruz…
Karşıya mı geçsek, durup kimliği hakkında yabancılara bilgiler mi versek ?
Bugün Sorgun’da bulunan Hasan Mutlu’nun o güzel eseri Kınalı Hasan anıtını kaçımız ziyaret edebildi.
Yozgatlı öğrencilerin yüzde kaçı Çanakkale gezilerine katılabiliyor ?
Yetiştirilen bu önemli şahsiyetlerin büstleri kent park gibi herkesin boş zamanını değerlendirebildiği öğrenci ziyaretlerini kaldırabilecek yerlerde konuşlandırılsa. İl milli eğitimimiz öğrencilerini bu kültür köşelerine getirerek Yozgat’ın değerlerini yerinde de tanıtmış olmaz mı ?
¨ ¨
Yozgat’a miras kalan değerlerde var.
Sahip çıkılması gereken…
Doğal güzellikler ve tarihi kalıntılar..
Hep övünürüz Kazankaya kanyonu ile..
Vadinin diğer ucunda ise Çorum almış başını gidiyor.
Daha çok turizm turları düzenleyerek turizm gelirlerini arttırıyorlar.
Yine yanı başımızdaki Unesco dünya mirasına girmiş Hattuşa’nın neden bir ucundan da biz tutup turizmimize geliştirmiyoruz.
Hatta burayı 4 defa ziyaret eden ve 2010 yılının başlarında Kırıkkale’ye gelecek olan Japonya prensi Tomohito Mikasa’nın elinden tutarak çamlıkta samuray kılıcıyla testi kebabı kırdırsak. Yetmedi deyip Kerkenes dağında Med’ler ve Pers’lerin kayıp antik şehirleri Pteria’nın izlerini göstersek, bir başka turizm kolu açılımı yapmış olmaz mıyız ?
Evet bir yanda Türkiye’nin büyük kentlerinden Kayseri, diğer yanda İç Anadolunun yeni parlayan yıldızı diye adlandırılan Çorum. Değerlerine sımsıkı sarılmışlar ve sınırlarını zorluyorlar..Diğer yanda henüz kendi kabuğunu kıramayan biz..
Biz, evet biz ne zaman kültürel ve tarihsel varlıklarımızın farkında olacağız. Sonra da tüm değerlerimize ne zaman sahip çıkacağız

Erdoğan Budak